Almanya'da Anayasa Mahkemesi'ne güven neden azalıyor?
Özet haber: Almanya'da kuruluşunun 75. yılında Federal Anayasa Mahkemesi'ne duyulan güven azalıyor. Peki, yargıç adaylarının belirlenmesinde reform yapılması güveni artırabilir mi? AfD'nin etkisi ne olacak?
Federal Anayasa Mahkemesi, Alman halkının en çok güvendiği devlet kurumlardan biri. Ancak son anketlere göre, bu güven giderek azalıyor.
YouGov araştırma enstitüsünün yüksek mahkemenin kuruluşunun 75'inci yıl dönümü vesilesiyle yaptırdığı ankete göre, Almanların yaklaşık üçte ikisi (yüzde 66) Federal Anayasa Mahkemesi'ne güveniyor. Bu oran, diğer devlet kurumlarına kıyasla belirgin biçimde yüksek. Aynı ankete göre, Alman parlamentosunun ikinci kanadı olan Federal Konsey'e (Bundesrat) güvenenlerin oranı yalnızca yüzde 47. Federal Meclis (Bundestag) ile federal hükümet için rakamlar daha da kötü: Bu kurumlara güven oranı sırasıyla yüzde 38 ve yüzde 29.
Başka anketler, bu oranların birkaç yıl önce çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. Allensbach Demoskopi Enstitüsü'nün 2025 tarihli çalışmasına göre, 2021'de Almanların yüzde 81'i Federal Anayasa Mahkemesi'ne güven duyduğunu dile getirdi.
Güvenin neden azaldığına yönelik ise farklı tahminler var. Bazı gözlemciler, olası nedenler arasında mahkemenin Covid-19 salgını sırasında verdiği kararları gösteriyor. Bu kararlar, hükümetin bazı özgürlükleri sınırlamasına izin vermiş, bu da çok sayıda protestoya yol açmıştı.
O dönemde hükümetin tüm alanlarında bir güven kaybı yaşandı. Bazı kesimler, yüksek mahkemenin kararlarının bağımsız bir hakem gibi davranmadığını gösterdiğini savunuyor.
Hamburg Üniversitesi'nden emekli siyaset bilimi profesörü Christine Landfried, mahkemeye yönelik "fazla siyasi" eleştirisini haksız buluyor. Landfried'e göre mahkemenin görevi baştan beri nihayetinde siyasi kararlar vermek. Ancak bu kararlar siyasi tartışmalara değil, hukuki argümanlara dayanıyor.
DW'ye konuşan Landfried, "Bir anayasa mahkemesi her zaman siyasi sorularla uğraşır" diyor ve ekliyor: "Ama karar verme biçimi hukuki argümanları ve hukuki yöntemleri izlemelidir. Bu, siyasetten farklı bir şeydir."
Federal Anayasa Mahkemesi, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, 1951'de kuruldu. Amacı, yeni kurulan Federal Almanya Cumhuriyeti'nin yasalarının 1949'da kabul edilen Anayasa'ya uygunluğunu güvence altına almaktı. Mahkeme yıllar içinde Anayasa'nın demokrasi, insan onuru, hukuk devleti gibi temel ilkelerini değerlendirmek zorunda kaldı. Mahkeme, "Vatandaşların verilerine nasıl yaklaşılacak?", "Hükümet iklimi korumak zorunda mı?" ve "İşsizlere ne kadar para verilmeli?" gibi konularda hükümler verdi.
Eski anayasa yargıcı Gertrude Lübbe-Wolff'a göre sorun, mahkemenin fazla siyasi olması değil. Ona göre sorun, mahkemenin bileşiminin Almanya'daki yeni siyasi gerçekliği yansıtmaması.
Şu anda Alman parlamentosunun iki kanadı olan Federal Meclis ile Federal Konsey arasında bir mutabakat bulunuyor. Buna göre büyük partiler, mahkemenin iki dairesi için belirli sayıda aday öneriyor. Federal Meclis ve Federal Konsey, sekizer üyeli dairelerin yargıçlarının yarısını ayrı ayrı belirliyor.
Ancak bu mutabakatta geçen yıl çatlak meydana geldi. Sosyal Demokrat Parti'nin (SPD) aday gösterdiği Frauke Brosius-Gersdorf adaylıktan çekilmek zorunda kaldı. Sosyal medyada yayılan popülist ve kanıtlanmamış iddialarla körüklenen bir kampanya, bazı Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) milletvekillerinin kendisine desteğini çekmesine yol açmıştı. Brosius-Gersdorf'un kürtaja ilişkin cezaların kaldırılması ve diğer konulardaki tutumları, bazı siyasetçilere fazla liberal gelmişti.
Yaşananlar, mahkeme yargıçlarının seçilme biçimine duyulan güveni sarsmış olabilir. Ancak Lübbe-Wolff, mahkemenin çoğulcu yapısının korunmasının "makul, dengeli ve halk tarafından geniş ölçüde kabul gören kararlar için son derece önemli" olduğunu söylüyor.
ABD Yüksek Mahkemesi'nin yargıçlarının isimleri, görüşleri ve parti bağlantıları birçok kişi tarafından biliniyor. Federal Anayasa Mahkemesi'nde karar veren yargıçların isimlerini ise neredeyse hiç kimse bilmiyor. Oysa bu yargıçlar da mecliste temsil edilen partilerce aday gösteriliyor. Adaylık sürecini izleyenler, onların siyasi görüşlerini genellikle biliyor.
Christine Landfried, Alman Anayasa Mahkemesi ile ABD Yüksek Mahkemesi arasındaki önemli bir farka dikkat çekiyor: ABD'de yargıçların yalnızca bir karar üzerinde anlaşması yeterli. Her biri kendi gerekçesini yazabiliyor. Federal Anayasa Mahkemesi ise her karar için ortak bir gerekçe oluşturmaya çalışıyor. Bazı yargıçların karar konusunda farklı bir görüşü olursa, bu bir çoğunluk gerekçesi olabiliyor. Landfried, "Federal Anayasa Mahkemesi çok daha fazla bir kurum olarak hareket eder. Bunun, tek tek yargıçların değil, o dairenin kararı olmasına büyük önem verilir" diyor.
Lübbe-Wolff, "Federal Anayasa Mahkemesi'nin daha fazla reforma ihtiyacı var mı?" başlıklı yeni kitabında, mahkemenin siyasi partilerin kararlarından daha bağımsız hâle getirilmesi için bazı öneriler sunuyor. Bunlardan biri şöyle:
Adayların parlamento komisyonunda farklı partilerce belirlenmesi yerine, mahkemedeki koltuklar diğer tüm kadrolar gibi ilana çıkılmalı, komite de bunun üzerine başvuranlar arasından seçim yapıp birine karar vermeli.
Lübbe-Wolff'a göre, bu yöntemle atamalarda demokratik ilkeler korunur, partilerin etkisi ise azalır. Avusturya ve İsviçre hâlihazırda benzer bir yaklaşım izliyor.
Landfried bu fikre destek veriyor: "O zaman seçimde parti siyaseti bu kadar belirleyici olmaz. Partilerin hiç seçmeyeceği çok iyi isimler de başvurabilir."
Lübbe-Wolff'a göre, çoğulculuk adına Federal Meclis'in Almanya İçin Alternatif'in (AfD) gösterdiği adaylara da izin vermesi gerekiyor. Parti, Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV) tarafından kısmen aşırı sağcı ve anayasaya aykırı olarak sınıflandırılıyor.
YouGov'un yakın zamanda yaptığı ankete göre, AfD destekçileri arasında mahkemeye duyulan güven çok daha düşük: AfD destekçilerinin yalnızca yüzde 34'ü mahkemeye güveniyor. CDU ve SPD destekçilerinde bu oran yaklaşık yüzde 80.
Eyalet düzeyinde bazı anayasa mahkemeleri AfD'nin gösterdiği adayları şimdiden saflarına kabul etti. Bu durum özellikle Bavyera ve Baden-Württemberg'de görüldü.
Lübbe-Wolff, Alman parlamentosundaki partilerin yelpazesinin genişlemesinin, AfD'nin ve sosyalist Sol Parti'nin de aday önermesine izin verilmesini gerektirdiğine inanıyor. "Eskiden CDU ile SPD hangi yargıçların seçileceği konusunda anlaşabiliyordu" diyen Lübbe-Wolff, şöyle devam ediyor: "Bugün her zaman Sol Parti'ye de ihtiyaç var, çünkü AfD çok büyüdü." Ona göre bu dengesizlik "yapısal bir sorun".
Bununla birlikte Lübbe-Wolff, seçim süreçlerinin, adayların hiçbirinin anayasaya aykırı görüşler taşımamasını sağlayacak yeterli güvenceler içerdiğine inanıyor.:
"Bana göre AfD'ye yeterince yakın olduğu için AfD'nin önerebileceği ve aynı zamanda güvenilir biçimde Anayasa zemininde duran kişiler var. Genç kuşakta da böyle kişilerin olduğunu varsayıyorum, sadece insanlar artık bunu açıkça belli etmiyor."
Landfried ise bu fikre ikna olmuş değil. Landfried, tüm AfD seçmenlerinin aşırı sağcı olduğunu düşünmese de "Bana göre bu, kısmen anayasaya aykırı bir parti. Bu konuda çekincelerim var. Bu öneriye katılmam" diyor.
Landfried'e göre, Federal Anayasa Mahkemesi, Almanya'nın Nazi geçmişi nedeniyle, aşırı sağcı eğilimleri olabilecek kişilere, Alman demokrasisini korumakla her kurumdan daha fazla görevli bir kurumda görev vermek konusunda, özellikle dikkatli olmak zorunda.
Kaynak: DW Türkçe



