Seçim günü: Netanyahu giderse Türkiye-İsrail ilişkileri düzelir mi?
Özet haber: İsrail'de bugünkü seçimler Ankara'da da yakından izleniyor. Peki iktidar değişirse Türkiye ile ilişkiler de değişir mi?

İsrail'de seçmenler parlamentonun 120 üyesini belirlemek üzere bugün sandık başında. Başbakan Benyamin Netanyahu'nun koltuğunu koruma mücadelesi verdiği seçimler, Gazze savaşının ardından ağır bir kriz içindeki Türkiye-İsrail ilişkileri açısından da önem taşıyor.
Kampanya döneminde kutuplaştırıcı bir söylemle puan toplamaya çalışan Netanyahu, sık sık Türkiye karşıtı açıklamalar da yaptı.
Başbakan'ın en önemli rakibi ise Yashar Partisi'nin başbakan adayı ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot. Eisenkot, Netaryahu'ya göre daha pragmatik bir üslup benimsiyor.
Peki Eisonkot'un olası zaferi Türkiye ile ilişkileri nasıl etkiler? Türkiye ile diyalog için alan açılır mı?
Netanyahu'nun seçim kampanyasında "karşı cephedeki düşman" ülkelerden biri olarak Türkiye gösterilmişti.
DW Türkçe'ye konuşan dış politika uzmanı Soli Özel'e göre Türkiye'nin bölgesel ağırlığı, Suriye'deki etkisi ve Hamas ile yakınlığı, İsrail'de Ankara'nın hasım olarak görülmesinde etkili oluyor. İsrail'de iki ülke arasında ortak paydalar bulunduğunu söyleyenler de olduğunu belirten Özel, buna karşılık Türkiye'yi "yeni İran" olarak gören söylemin ağırlıkta olduğuna dikkat çekiyor.
Likud'un Tel Aviv'deki bir afişinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran lideri Mücteba Hamaney, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım ve New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani'nin fotoğrafları bir arada kullanılarak "Onlar Netanyahu'nun kaybetmesini istiyor. Kazanmalarına izin vermeyin" ifadesi yer almıştı.
Peki olası iktidar değişimiyle Türkiye'ye bakış değişir mi?
Toplum Çalışmaları Enstitüsü Dış Politika Direktörü Berçin Yiğitaslan, Netanyahu karşıtı muhalefetin hükümet kurması durumunda temelde ilişkilerde önemli bir değişim beklemiyor ancak üslubun değişebileceğini ve diyaloğun bir ölçüde yeniden başlayabileceğini belirtiyor. Yiğitaslan, iki ülkeyi karşı karşıya getiren sorunların yalnızca Netanyahu'nun politikalarından kaynaklanmadığını vurgulayarak "İlişkileri bozan tek etken lider değil" diyor.
Netanyahu'nun kalması hâlinde ise iletişim kurmanın daha zor olacağını söyleyen Yiğitaslan, Netanyahu'nun Türkiye kamuoyundaki olumsuz imajının siyasi temasları güçleştirdiğini ve muhalefetin kazanmasının bu açıdan bir alan açabileceği görüşünde. Yiğitaslan'a göre muhalefetin kazanması, kapsamlı bir uzlaşmadan çok tarafların birbirleriyle konuşabilmesini ve krizlerin kontrol altında tutulmasını sağlayabilir. Yiğitaslan, İsrail'in parçalı siyasi yapısı nedeniyle yalnızca başbakanın kim olacağının değil, koalisyon bileşenlerinin de izlenmesi gerektiğini söylüyor.
İsrail'de seçmenler doğrudan başbakanı seçmiyor. Yüzde 3,25 barajını aşan listeler parlamentoya girerken hükümetin kurulması partiler arasındaki pazarlıklara bağlı ve bu süreç zaman alabiliyor.
Soli Özel de Netanyahu'nun iktidarı kaybetmesinin Türkiye açısından olumlu bir tablo yaratabileceğini düşünüyor. Ankara'nın gerilimi daha çok Netanyahu ve kabinesi üzerinden tanımlamasının, farklı bir hükümetle yeni bir başlangıç yapmaya yatkın olabileceğini düşündürdüğünü belirten Özel, ancak sorunların mevcut yönetimle sınırlı olmadığını şöyle vurguluyor:
"İsrail ile Türkiye arasındaki sorunlar, Netanyahu'nun şahsını ya da bu hükümetin tutumunu yahut kompozisyonunu aşan bir görüntü çiziyor bana göre."
Türkiye-İsrail ilişkilerindeki anlaşmazlık Gazze ile sınırlı değil.
Suriye'de Beşar Esad'ın devrilmesinden sonra Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisinin artması İsrail'de tehdit olarak değerlendiriliyor ve bu konu iki ülke arasında yeni bir gerilim alanı oluşturuyor.
Yiğitaslan, Türkiye-İsrail rekabetinin seçim sonucundan bağımsız olarak sürebileceği başlıca alanlardan biri olarak Suriye'yi gösteriyor.
İsrail'in Suriye'de Türk askeri üslerine karşı çıkmasını, bölgedeki askeri hareket serbestisini koruma hedefiyle açıklayan Yiğitaslan, muhalefetin hükümet kurması hâlinde de bu yaklaşımın değişmesini beklemiyor.
Yiğitaslan'a göre Ankara açısından ise Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması ve Şam ile savunma iş birliği yapabilmek temel öncelikler arasında. Bu nedenle İsrail'de iktidar değişse bile iki tarafın güvenlik anlayışlarını uzlaştırmak güç olabilir.
İsrail'in Suriye'nin kuzeyindeki bir hava üssüne Ağustos'ta yaptığı saldırıyı Netanyahu, Türkiye'ye bir mesaj olarak sunmuştu.
Özel'e göre de İsrail'in bölgesel güvenlik yaklaşımında, askeri üstünlüğünü kullanarak mevcut ya da olası tehditlere karşılık verme ve bölgede kendisine denk olabilecek bir gücün ortaya çıkmasını önleme anlayışı öne çıkıyor. Özel, bu yaklaşımın yalnızca Netanyahu ve kabinesiyle sınırlı olmadığını söylüyor.
İsrail'de muhalefetteki partiler ve liderleri arasında Türkiye ile ilişkilere dair çok büyük farklar bulunmuyor. Ancak Ankara'nın bölgesel rolünü sınırlamayı savunanların yanı sıra gerilimin tırmanmasının İsrail'e zarar verdiğini düşünenler de var.
Netanyahu'nun başlıca rakipleri eski genelkurmay başkanı Gadi Eisenkot ile eski başbakanlar Naftali Bennett ve Yair Lapid. Muhalefet liderleri seçim çalışmalarını koordine etme kararı alırken Bennett ile Lapid ortak seçim listesi oluşturmuştu.
Türkiye'ye karşı en sert açıklamaları yapan isimlerden olan Bennett, Netanyahu'yu İran'a odaklanırken Türkiye'den kaynaklandığını savunduğu tehdidi ihmal etmekle suçluyor. Ankara'nın bölgesel etkisini güvenlik sorunu olarak gösteren Bennett'in aksine Lapid ise Türkiye ile tansiyonun düşürülmesi ihtimalinin araştırılmasını istiyor.
Eisenkot'un Türkiye'ye yönelik itirazları ise özellikle Suriye ve Gazze üzerinden şekilleniyor. Ankara'nın Suriye'deki etkisine dikkat çeken Eisenkot, İsrail'in kuzey sınırında da Türk etkisiyle karşılaşabileceği uyarısında bulunuyor.
Demokratların lideri Yair Golan, Netanyahu'nun Türkiye ile gerilimi tırmandıran adımlarını eleştiriyor. İsrail'in Ağustos'ta Suriye'deki bir hava üssünü vurmasını "kışkırtıcı ve tehlikeli" olarak nitelendiren Golan, operasyonun Türkiye ile çatışma riskini artırdığını ve İsrail'in müttefikleriyle arasını açtığını belirtmişti.
Evimiz İsrail partisinin lideri Avigdor Liberman ise geçmişte Ankara'ya karşı sert bir tutum izlemişti. Liberman, dışişleri bakanlığı yaptığı 2015'te Mavi Marmara saldırısı nedeniyle Türkiye'den özür dilenmesini hata olarak nitelendirmiş, Erdoğan yönetimde kaldığı sürece ilişkilerin onarılamayacağını savunmuştu.
Türkiye-İsrail ilişkileri, 2000'lerin ortalarından itibaren Filistin meselesinin belirleyici olduğu kriz ve normalleşme girişimleri arasında seyretti. İsrail'in Aralık 2008'deki Gazze operasyonu ve Erdoğan'ın Ocak 2009'da Davos'ta dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'e yönelik "Siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz” sözleri ilişkilerde kırılma yarattı.
En ağır kriz, İsrail'in Mayıs 2010'da Mavi Marmara gemisine düzenlediği baskınla yaşandı. Ankara normalleşme için özür, tazminat ve Gazze ablukasının kaldırılmasını istedi. ABD'nin arabuluculuğuyla Netanyahu'nun 2013'te özür dilemesini, 2016'da tazminat anlaşması ve karşılıklı büyükelçi atanması izledi.
Ancak ABD'nin büyükelçiliğini Kudüs'e taşıması ve Filistinlilerin protestolarına yönelik müdahalelerde çok sayıda kişinin öldürülmesi üzerine Türkiye, Mayıs 2018'de büyükelçisini geri çağırdı.
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un Mart 2022'deki Türkiye ziyaretiyle ilerleyen yeni normalleşme süreci, Ağustos'ta karşılıklı büyükelçi atanması kararıyla sonuçlandı. Ancak Hamas'ın 7 Ekim 2023 saldırıları ve ardından İsrail'in Gazze'de başlattığı savaş ilişkileri yeniden krize sürükledi. Ankara, Kasım 2023'te büyükelçisini geri çağırdı, Mayıs 2024'te İsrail'le ticareti durdurdu.
Editörün notu: İlk olarak 23 Ekim 2026'da yayınlanan bu haber seçim günü güncellenmiştir.
Kaynak: DW Türkçe





